İMEAK Deniz Ticaret Odası Şubat ayı Olağan Meclis Toplantısı yapıldı

İMEAK Deniz Ticaret Odası Şubat ayı Olağan Meclis Toplantısı yapıldı

İMEAK Deniz Ticaret Odası Şubat ayı Olağan Meclis Toplantısı, Salih Zeki Çakır başkanlığında yapıldı.

Toplantı, koronavirüs tedbirleri kapsamında video konferans yöntemi ile gerçekleştirildi.

Toplantının başında İMEAK Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı Salih Zeki Çakır: “MV Mozart gemisinde kaçırılan 15 meslektaşımız var. Hepsine çok geçmiş olsun diyorum. Bir an önce ailelerine kavuşmalarını diliyorum. 2 Ocak akşamı Libya açıklarında bir üyemizin gemisi alıkondu. Dışişleri Bakanlığı’mızın girişimleri ile geminin seyrine devam edildi. Onlara da geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.” ifadelerini kullandı.

Salih Zeki Çakır’ın konuşmasının ardından toplantıya 2020 Aralık ayı mizanı ve hesaplar arası aktarımın görüşülmesi ve onaylanması maddesiyle devam edildi. 2020 Aralık ayı mizanı ve hesaplar arası aktarımı, oy birliği ile kabul edildi.

İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu’nun Ocak ayı faaliyetlerinin sunumunun ardından Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran söz aldı.

Tamer Kıran’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“MV Mozart isimli gemiye silahlı kişilerce saldırı düzenlendi. Azerbaycan vatandaşı bir kardeşimiz hayatını kaybetti. Merhuma Allah’tan rahmet yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Saldırıda yaralanarak tedavi gören gemiadamlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Kaçırılan 15 Türk denizcimizin kurtarılması için büyük çaba harcanıyor. Deniz haydutları ile ilk temas sağlandı. Müzakereler yürütülüyor. Denizcilerimizin bir an önce kurtulmasını beklerken benzeri olayların bir kez daha yaşanmamasını temenni ediyorum. Gine Körfezi, 2020’de korsanların en çok gemi mürettebatı kaçırdığı bölge oldu. Bu konudaki bir raporu odamız 12 Ocak tarihinde sirküle etmişti. Biz de bu bölgeye sefer yapacak olanlara IMO’nun yayınladığı önlemlere harfiyen uymaları gerektiğini hatırlatıyoruz. Gine Körfezi’nde kaçırılan Mozart isimli gemi Liberya bayraklı ve sahipleri de yabancı olmasına rağmen konu yabancı bayraklı Türk gemi sahiplerini de gündeme getirdi. Dolayısıyla ben de bugün yabancı bayrak konusuna biraz değinmek istiyorum. Bugün yaklaşık 2 milyar DWT’lik dünya gemi filosunun yüzde 75’i yabancı bayrak, kolay bayrak, elverişli bayrak… Artık ne derseniz deyin serbest bandıra ülkelerinin bayrağı altında çalıştırılmaktadır. Bunun maliyet avantajı gibi genel nedeni olabileceği gibi savaş zamanı düşmanı yanıltmak ya da kendi ülkesindeki kuralların bu bayraklar altında sağlanan imkanlara göre daha ağır olması gibi özel nedenleri olabilir. Geçmişteki örnekleri çok eskilere kadar gitse de yabancı bayrağın ilk tercihi bir ABD şirketi tarafından Panama bayrağı çekilmesiyle olmuştur. 1. Dünya Savaşı’nda ABD’nin yabancı bayraklı gemilerle müttefiklere yardım etmesi; 2. Dünya Savaşı sonrası elindeki liberty tip gemileri Yunanistan başta olmak üzere müttefiklerine vermesi, onların da Liberya ve Panama bayrağını tercih etmeleri yabancı bayrak kullanımına hız vermiş ve 1950’den sonra elverişli bayrak kavramı hayatımıza girmiştir. Deniz taşımacılığı; kabotaj taşımacılığını dikkate almazsak uluslararası bir iş olup tam rekabet piyasası koşullarının hakim olduğu bir iş koludur. Böyle bir ortamda dünyadaki rakiplerimizin yüzde 75’i elverişli bayrak, bizim TUGS benzeri ikinci sicil kapsamında gemi işletirken, Türk armatörünün bu imkandan yararlanmamasının yarışın dışında kalma sonucunu doğuracağı izahtan varestedir. 

''Türk denizciliğinin taşıma kapasitesi, dünyanın en büyük filosunu kontrol eden ülkeler sıralamasında 1.496 gemi ve 28.7 milyon DWT ile 15. Sırada ''

Bugün Türk denizciliğinin taşıma kapasitesi, dünyanın en büyük filosunu kontrol eden ülkeler sıralamasında 1.496 gemi ve 28.7 milyon DWT ile 15. Sırada yer almaktadır. Şu an Türk sahipli filonun yüzde 79’unun yabancı bayrak altında çalıştırılmasına karşın filo büyüklükleri sıralamasında ilk beş sırada yer alan ülkelerden Yunanistan’ın 401 milyon DWT’lik filosunun yüzde 84’ü, Çin’in 300 milyon DWT’lik filosunun yüzde 68’i, Japonya’nın 257 milyon DWT’lik filosunun yüzde 86’sı, Almanya’nın  87 milyon DWT’lik filosunun yüzde 91’i Güney Kore’nin 86 milyon DWT’lik filosunun yüzde 84’ü yabancı bayrak taşımaktadır. Buna rağmen Türk armatörü; filo durumu ve sosyolojik yapısı nedeniyle önceleri öncelikli bayrağı tercih etmemiş ve milli gemi sicili, daha sonra ise Türk Uluslararası Gemi Sicili’nde kalmıştır. Türk armatörünün yabancı bayrağa geçmeleri son 20 yılda giderek artmış. Bu da sahip oldukları büyük gemilerle; Karadeniz ve Akdeniz taşımacılığı dışında küresel oyuncu olmalarıyla başlamıştır. Oyunun kuralı belli olup giderek zorlaşmaktadır. Bu nedenle bu kurallara uygun olarak çalışmak bir fırsatçılıktan ziyade bir var olma meselesidir. Günümüzde artık önemli olan bayrağa bakılmaksızın ne büyüklükte bir filoya sahip olduğumuz ve kontrol ettiğimizdir. Tüm dünyada da bu böyle olmuştur. Bu gerçekten hareketle politikalar üretilmeli, strateji belirlenmelidir. Dünya denizyolu taşımacılığından daha fazla pay alabilmek ana hedef ve bir devlet politikası olmalıdır. Ne kadar büyük filoya sahip olunabilirse ve kontrol edilebilirse bu pastadan alınabilecek pay büyür. Bunun neticesinde sektörün diğer birimleri olan gemi inşa, tamir bakım, tedarik, acentelik hizmetleri vb. iş kolları aynı seviyede büyür ve ülke ekonomisi için önemli döviz girdisi sağlayarak katma değer yaratır. 

''Denizcilik sektörü büyüklük olarak ülkemiz ekonomisine yaklaşık yüzde 2,5 civarında katkı sağlayan bir sektör haline geldi''

Bugün denizcilik sektörü büyüklük olarak ülkemiz ekonomisine yaklaşık yüzde 2,5 civarında katkı sağlayan bir sektör haline gelmiştir. Bugün dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 83’ü deniz taşımacılığı ile yapılmaktadır. Korona salgını sürecinde bütün dünya; denizcilik sektörünün ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu gördü. Bu özelliği ile denizcilik; dünyada stratejik bir sektör olarak kabul edilmektedir. Bu çetin yarışta yok olmanın ulusal ekonomi için yaratacağı tahribat çok yüksek olacak; o vakit ülke olarak ödeyeceğimiz bedel, bugün eleştirilerle mukayese edilemeyecek kadar büyük olacaktır. 

Yabancı bayrak konusunda eleştiri yapılan hususlardan bir diğeri de vergi konusudur. Hiçbir gemi bir ülkenin siciline kayıt olmadan ve o ülkenin bayrağını çekmeden çalıştırılamaz. Her geminin bir milliyeti ve adeta nüfus kağıdı numarası gibi bir IMO numarası bulunur. Bir ülkenin gemi siciline kayıt olan yabancı gemi de o ülkenin kanunlarına tabi olur, bu kanunlardan biri de diğerleri yanında bir diğeri de o ülkenin mali mevzuatıdır. Elverişli bayrak ülkelerine kayıtlı olan gemilerin işleticileri bu ülkelerin meri mevzuatı tahtında vergi öderler. Bu sistemde vergi; kazançtan ya da kardan değil, sahip olunan varlık yani gemi tonajı üzerinden götürü olarak ödenir. Fakat her tercih bir kazanç olduğu kadar aynı zamanda kayıptır. Bu suretle yabancı bayrağı seçen armatör, kabotaj taşımalarına giremez, devletin sağladığı teşviklerden bayrak ayrımcılığı ya da himayesinden istifade edemez. Diğer taraftan yabancı bayrak ülkesine ödenen vergi; götürü vergi olduğundan zarar etse bile bu vergiyi ödemeye devam eder. “

Tamer Kıran’ın konuşmasının ardından Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi işler, Denizcilik, Havacılık, Hudut İşleri Genel Müdürü Büyükelçi Çağatay Erciyes, ‘Ege ve Doğu Akdeniz’deki Son Gelişmeler – Ülkemizin Politikaları – Deniz Haydutluğu’  başlıklı bir sunum yaptı.

Çağatay Erciyes’in yaptığı sunumdan öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Konuşmasının başında ülkemizi çevreleyen Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz’deki açık deniz alanları, münhasır ekonomik bölgeler ve deniz yetki alanları hakkında bilgilendirmelerde bulunan Çağatay Erciyes, özellikle Ege Denizi ve Akdeniz’de ülkemizin politikaları hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi.

Sunumunun ikinci bölümünde deniz haydutluğu konusunda açıklamalarda bulunan Çağatay Erciyes: “Deniz haydutluğu özellikle Aden Körfezi, Gine Körfezi ve Güneydoğu Asya’da görünmekte. Somali açıklarında uluslararası iş birlikleri ile burada korsanlık faaliyetleri neredeyse bitmiş durumda. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2008 ile 2020 arasında kabul ettiği 17 karar var. Güvenlik Konseyi’nin kararları Somali karasularında deniz haydutluğu ile mücadeleye imkan tanıyor. Türkiye’de 2009 yılından beri Deniz Kuvvetlerimizi bölgeye konuşlandırıyor. En son da 26 Ocak’ta Meclis bir kez daha Deniz Kuvvetlerimizin bölgeye konuşlandırılmasına bir yıl daha uzattı. Türkiye, CMF’e katıldı. Fırkateyn katkısı ile hem bizim gemilerimize hem de bölgede diğer ülkelerin gemilerine hizmet verildi. 2010 yılından beri herhangi bir gemiye bir saldırıda bulunulmadı.  

''Gine Körfezi’nde Türk vatandaşları ve gemilerini içeren 9 saldırı oldu''

Gine Körfezi’nde 2020’ye kadar Türk vatandaşları ve gemilerini içeren 9 saldırı oldu. Temmuz 2019’da Paksoy-I gemisinden 10 Türk personel kaçırılmış ve fidye ile serbest bırakılmıştı.

Son olarak 23 Ocak’ta Mozart isimli gemiye bir saldırı oldu. Bir Azerbaycan vatandaşı kardeşimiz maalesef hayatını kaybetti. Kaçırılan 15 vatandaşımızı için şirket görüşmelerini sürdürüyor. Olayın vuku bulmasının ardından Sayın Cumhurbaşkanımız ve Bakanımız gerekli girişimlerini sürdürdü. Bölgede önümüzdeki dönemde deniz haydutluğu olaylarının artması bekleniyor. Buna karşı Birleşmiş Milletler, Somali’deki gibi henüz kararlar almadı. Bugüne kadar aldığı iki karar var. Bunlar bölge ülkeleri iş birliği yapsınlar diyor ancak bölge ülkelerinin deniz haydutluğunu önleyecek kapasitesi yok. Bizim bölgede Büyükelçiliklerimiz var. Onların imkan ve yeteneklerinin geliştirilmesi için destek vermeye hazırız. Deniz haydutluğunun önlenmesi için uluslararası iş birliğine ihtiyaç var. Dışişleri Bakanlığı ile birlikte denizcilerimizle hep birlikte konuşmamız lazım. Dışişleri Bakanlığı olarak biz her türlü katkıyı vermeye hazırız.”

Ocak ayı Meclis Toplantısı, Şube Başkanları, Meslek Komite Başkanları ve Meclis Üyelerinin bölgesel ve sektörel görüş ile önerileri kısmıyla sona erdi.

KAYNAK: TURKDENİZ.COM