TAHIL KORİDORU KOSTER PİYASASINDAKİ DÜŞÜŞÜ FRENLEDİ

TAHIL KORİDORU KOSTER PİYASASINDAKİ DÜŞÜŞÜ FRENLEDİ

Tahıl Koridoru’nda denetim yoğunluğu nedeniyle gemi kuyruğu oluştu. Azalan taşıma kapasitesi, Karadeniz çanağındaki navluna destek veriyor

Küresel ticarette resesyon eğilimlerinin artmasıyla deniz taşımaları hız keserken, Türkiye’nin girişimleriyle açılan “Tahıl Koridoru”, Akdeniz ve Karadeniz'deki taşımaların ağırlığını oluşturan koster piyasasındaki düşüşü frenledi.

Olağan dönemlerde sezon olarak trafik yoğunluğunun arttığı bu piyasadaki yük hareketinde büyük durgunluk yaşanırken, Tahıl Koridoru'nda artan beklemeler navlunda yaşanması olası düşüşü frenledi. DÜNYA’nın edindiği bilgiye göre, Tahıl Koridoru kapsamında Marmara Denizi ve Çanakkale’de bekleyen gemi sayısı 200’ü aştı.

Sadece İstanbul’da Boğaz’dan geçmeyi bekleyen gemi sayısının 120’ye ulaştığı belirtiliyor. Yeni çıkan kitabında (Slouching for Utopia – Ütopyaya Doğru Sallana Sallana) özellikle yabancı sosyal medyada çok iyi tanınan Keynezyen iktisatçı Brad DeLong insanlığın ihtiyaçlarını geliştirmek için ilerici bir güç olarak kapitalizmin ancak 1870'ten 2008-9 Büyük Durgunluğuna kadar uzun bir yüzyıl boyunca sürdüğünü iddia etmekte. Peki, kapitalizmin 1870'ten itibaren daha hızlı ekonomik büyüme ve yaşam standartlarında sıçrama sağlamasını sağlayan nedenler nelerdi? DeLong, bunların “küreselleşmenin, endüstriyel araştırmaların ve modern şirketin üçlü ortaya çıkışı” olduğunu söylüyor. DeLong’a göre bu faktörler, "tarımın keşfinden bu yana, önceki on bin yıldır insanlığın kaderi olan korkunç yoksulluktan dünyayı kurtarmaya başlayan değişikliklere yol açtı."

DeLong, dünya ekonomisinin 1870'den önce yılda sadece yüzde 0.45 büyüdüğünü ancak 1870'ten sonra büyümenin 2010'a kadar yılda ortalama yüzde 2.1'e çıktığına dikkat çekip 2010'da kişi başına düşen ortalama dünya gelirinin 1870'dekinin yaklaşık 8.8 katı olduğunu söylüyor. Ve bunun insanlığın 2010'da 1870'e göre ne kadar daha zengin olduğuna dair önemli bir kanıt olduğu sonucuna varıyor. Ancak bu "uzun yirminci yüzyıl", 2010'da, gelişmiş kapitalist ekonomilerin 1870'den beri kural olan ortalama büyüme hızına yakın bir hızda ekonomik büyümeye devam edememesiyle sona ermiş gözüküyor.
DeLong’a göre 20. yüzyılın her şeye gücü yeten kapitalizmi artık yavaşlamış bulunuyor ve kapitalist ütopya 21. yüzyılda daha uzak ve her daim ertelenen bir olasılık gibi görünüyor. DeLong günümüzde kapitalizmin sorununun üretkenliği bir bütün olarak insanlık için değil, yalnızca kâr ve mülkiyet hakları için yönlendirmesinden kaynaklandığını düşünüyor. Kapitalizm özünde insanlığın temel haklarını değil, yalnızca mülkiyet haklarını tanıyor. Ve bu mülkiyet hakları, ancak zenginlerin satın almak istediği şeyleri üretmeye yardımcı olduklarında bir değere sahip. DeLong’un bu yargılarına katılmamak mümkün değil. Ancak DeLong’un tam idrak edemediği nokta bu söylediklerinin sadece kapitalizmin belirli bir dönemi için geçerli olgular değil, kapitalist sistemin bizzat özünde var olan olgular olması.

DeLong’un kapitalizmin dönüştürücü gücünü 1870-2010 arasına sıkıştırmış olması da biraz zorlama olmuş. Sanayi devrimi 1870’ten çok önce başlamıştı. Keza, 2010 kapitalizmin hızlı büyüme dinamiğini bir anda kaybettiği bir yıl değil. Bunun öncesi var. 70’li yılların başında gelişmiş kapitalist ülkelerde özel sektör kârlılıklarının düşüşüyle birlikte daha fazla kâr elde edebilmek için neo-liberal dogmaların bu ülkelere ve onlarla birlikte az gelişmiş ülkelere empoze edilmesi var. Bunlar olurken de kârlılığı öldürüyor gerekçesiyle regülasyon ve kontrollerin büyük ölçüde ortadan kaldırılması var. Ve belki de en önemlisi, gene ne olursa olsun kâr olsun mantığıyla, üretimden kaynaklanan zararlı dışsallıkların göz ardı edilmesi var. (Küresel ısınma ve kirliliğin yarattığı dev maliyetler şirketlere faturalanabilse, son 40 yılın gerçek kârlılık ve büyüme oranları çok daha düşük çıkacaktır.)

Bir Keynesçi olarak DeLong’a göre ütopyaya doğru yarışın bir kaplumbağa hızına dönüşmesinin nedeni, gelişmiş Batı’nın doğru yönetim politikalarını piyasa ekonomisine ustaca bir dokunuşla uygulayamaması. Ancak DeLong hükümetlerin bugüne kadar piyasa ekonomisini yönetmedeki başarısızlığına hiçbir açıklama getirmiyor. Ve emek üretkenliğinin, gelişmiş kapitalist ekonomilerde bile, neden 2010 dönüm noktasından çok önce yavaşladığına dair bir izahı da yok.

 Şahsen dünyada büyüme oranlarının daralmasının, gelir eşitsizliğinin artmasının, küresel ısınmanın ve son enflasyon dalgasıyla birlikte hane halklarının alım gücünün düşmesinin hayırlara vesile olabileceğini düşünmüyorum. Aksine, bu gerçeklik karşısında kitlelerin daha otokratik iktidarlara meyletmesini ve küreselleşme karşıtlığının güçlenmesini tehlikeli bir gidişat olarak görüyorum.
 
Kaynak: Dünya Gazetesi