KOSDER'den Karadeniz Ticareti ve Gemilere Yönelik Saldırılar Konusunda Değerlendirme Raporu
Koster Armatörleri ve İşletmecileri Derneği Karadeniz Ticareti ve Gemilere Yönelik Saldırılar konusunda bir değerlendirme raporu hazırladı.
27 Temmuz 2026 Pazartesi
Moderatör- KOSDER Yönetim Kurulu Üyesi- Murat Hılkın
KONUKLAR
Denizcilik Eski Müsteşarı-Suat Hayri Aka
Sigorta- Ufuk Teker
Hukukçu-Selçuk Sencer Esenyel
Hukukçu-Hakan Tüfekçi
Rusya-Ukrayna savaşındaki gelişmeler ve Karadeniz Havzası’nda son haftalarda ticari gemilere yönelik artan saldırılar, acil bir değerlendirme yapılmasını ve ortak akılla bir eylem planı geliştirilmesini zorunlu hale getirmiştir. En başından itibaren açıkça vurgulanmalıdır ki bu saldırılar yalnızca gemileri, yükü veya ticareti değil; doğrudan insan canını hedef almaktadır. Bölge ticaretinin can damarı olan kosterler ve özellikle bu ticarette önemli bir role sahip Türk koster filosu ciddi saldırılara maruz kalmaktadır. Uluslararası hukukta dokunulmazlığı bulunan tarafsız sivil ticari gemiler, dronlar, füzeler ve çeşitli mühimmatlarla vurulmakta; gemi insanlarının yaşam mahalleri dahi hedef alınmaktadır. İnsan hayatına doğrudan kasteden, denizcilerin yaşamını yitirmesine ve yaralanmasına yol açan bu eylemler, konuyu yalnızca armatörlerin ticari bir sorunu olmaktan çıkarmıştır.
Toplantıda öne çıkan ortak düşünce; can güvenliğinin her şeyden önce geldiği, ancak ticaretin tamamen durmasının da Türkiye açısından ciddi ekonomik ve stratejik sonuçlar doğuracağı yönünde olmuştur.
Bu nedenle çözümün yalnızca “gemiler bölgeye gitsin mi, gitmesin mi?” sorusuna indirgenmemesi; can güvenliğinden sigortaya, hukuktan diplomasiye, navlunlardan devlet desteğine kadar bütün başlıkların birlikte ele alınması gerektiği uzman konuklar ve tecrübeli sektör temsilcileriyle değerlendirildi. KOSDER üyelerinin katkılarıyla gerçekleştirilen çevrim içi istişare toplantısı, Karadeniz’deki son gelişmelerin yol açtığı sorunlara karşı acil bir eylem planı geliştirmek amacıyla düzenlendi. Toplantıda ortaya çıkan değerlendirme, öneri ve çağrıların kamuoyu ve ilgili taraflarla paylaşılmasına karar verildi.
1. CAN GÜVENLİĞİ İÇİN HUKUK VE SİGORTA
Karadeniz’de ticari gemilerin doğrudan çatışmaların hedefi haline gelmesi, toplantının belirleyici konusuydu. Gemilerin vurulması ve denizcilerin hayatını kaybetmesi, sektör açısından artık normal bir ticari risk olarak değerlendirilemeyecek bir noktaya gelmiş durumdadır.
Ticaretin tamamen durdurulması tartışılmakla beraber bu tavrın gerçekçi olmadığı yönünde birleşildi. Ticari faaliyetlerin insan hayatının önüne geçirilmemesi gerektiği konusunda ortak bir yaklaşım benimsendi. Bu nedenle önceliğin, riskli bölgelerde daha güvenli ve kontrollü bir deniz trafiği oluşturulmasında olduğu değerlendirildi.
Can güvenliğiyle sebebiyle, yaşanan saldırıların hukuki yönü ve sigorta boyutu da ayrı bir önem kazanıyor. Saldırıyı gerçekleştiren tarafın tespiti ve hangi hukuki mekanizmanın işletileceği konusunda önemli belirsizlik ve zorluklar bulunuyor. Devlet bağışıklığı ve yargı yetkisi gibi konular nedeniyle doğrudan tazminat yolunun her durumda işler bir seçenek olmadığı; bu nedenle her olayın güçlü delillerle desteklenen ve hasar yönünden de kapsamlı bir hukuki dosyaya dönüştürülmesi gerektiği vurgulandı. Ayrıca KOSDER üyeleri arasında bu tür saldırı ve olaylara maruz kalan gemi ve işletmeler belirlenerek bir liste oluşturulması; olaylara ilişkin veriler hazırlanacak raporda sistematik biçimde kayıt altına alınması kararlaştırıldı.
Aynı şekilde savaş riski sigortalarının da sefer öncesinde dikkatle yönetilmesi gerekiyor. P&I, gövde-makine ve savaş sigortalarının kapsamları kontrol edilmeli; riskli bölgelere yapılacak seferlerde gerekli bildirimler zamanında yapılmalı ve teminatların hangi şartlarda geçerli olduğu net olarak ortaya konulmalıdır.
Bu başlık altında, gecikmeksizin oluşturulması gereken acil eylem planının temel unsurları şunlardır:
Gemi adamlarının güvenliğini esas alan tedbirlerin alınması
Saldırı, hasar ve can kayıplarının standart şekilde kayıt altına alınarak hukuki ve sigortasal dosyaların oluşturulması,
Sefer öncesinde savaş sigortası ve diğer teminatların kontrol edilmesi,
Ticari gemiler için güvenli ve kontrollü deniz trafiği konusunda uluslararası girişimlerin artırılması. Gerekirse tahıl koridoru benzeri güvenli güzergah alternatifleri için çalışılması.
2. GEMİ ADAMLARININ ROLÜNE VE ŞARTLARINA BAKIŞ
Savaş riski söz konusu olduğunda ilk ve vazgeçilmez önceliğin insan hayatı olduğu toplantıda özellikle vurgulandı. İnsan kaybı ve gemi insanlarının güvenliği; gemiden, yükten, navlundan ve her türlü ticari kaygıdan önce gelmektedir.
Gemi adamlarının yüksek riskli bölgelere gönderilmesi; kaptanın kararları, personelin sefere ilişkin çekinceleri, armatörün ve DPA'in sorumlulukları açısından yeni sorunlar yaratıyor. Bu nedenle güvenlik konusunda karar alınırken gemi adamlarının da sürecin bir parçası olması ve ortaya çıkabilecek hukuki sonuçların önceden belirlenmesi gerekmektedir.
Burada temel yaklaşım, ticari faaliyetin devamlılığı ile insan hayatı arasında bir denge aramak değil; her koşulda insan hayatını önceleyen güvenli bir çalışma ve sefer düzeni oluşturmak olmalıdır.
Bu kapsamda;
Kaptan ve gemi adamlarının güvenlik konusundaki yetki ve sorumluluklarının netleştirilmesi,
Seferden çekilme veya sefere katılmama durumlarında personelin haklarının korunması,
Armatör, gemi adamları ve ilgili kamu kurumları arasında ortak uygulama ve prosedürlerin geliştirilmesi gerektiği değerlendirildi.
3. DEVLET, DİPLOMASİ VE SEKTÖREL BİRLİKTELİK
Toplantının önemli sonuçlarından biri, yaşanan sorunların artık tek tek armatörlerin çözebileceği boyutu aştığı yönündeki tespit oldu.
Türkiye’nin Karadeniz’deki konumu, bölgedeki ticaretin önemi ve Montrö’den kaynaklanan hakları nedeniyle devletin sürece daha aktif şekilde dahil olması gerektiği ifade edildi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığının koordineli hareket ederek konunun IMO başta olmak üzere uluslararası platformlarda sürekli ve güçlü biçimde gündemde tutulması sağlanmalıdır.
Sektörel dayanışma ve ortak temsil de bu sürecin temel şartıdır. İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın öncülüğünde; KOSDER, Türk Armatörler Birliği ve denizcilik sektöründeki diğer tüm sivil toplum kuruluşları ile ilgili paydaşların sürece dahil edilmesi gerekmektedir. Amaç, kurumların tek başına hareket etmesi değil; sesimizi daha gür duyurmak, yaşanan zararları ve sektörün taleplerini ortak bir çerçevede ortaya koymak ve hep birlikte en uygun çözüm stratejisini geliştirmektir.
Bu noktada ortaya konan öneriler:
• Dil, din, renk, milliyet farklılıklarını bir potada birleştiren sektörümüzün taşıyıcısı olan gemilerimiz ve ona can veren gemi insanlarımız, yapılan işin doğasına uygun olarak tüm bölge ülkelerince tarafsız ve barışcıl operasyonların bir parçası olarak kabul edilmeli, emniyetleri güzergah boyunca uluslararası bağlayıcılığı olan hükümlerle her açıdan garanti altına alınmalıdır.
• Türk bayraklı gemilere sağlanan ayrıcalıkların Türk sahipli gemilere ve işletmelere de tanınması için idare nezdinde girişimler sağlanmalıdır. Aksi takdirde yakın zamanda ciddi tonaj kayıplarının yaşanma riski için tedbir alınmalı; bu toprakların bağrından çıkan bu değerli potansiyel heba edilmemelidir.
• Kamu kurumları ve sektör kuruluşları arasında sürekli çalışan bir koordinasyon mekanizması kurulması,
• Saldırı, hasar, can kaybı ve ekonomik kayıpların sistematik bir arşivde toplanması,
• IMO ve diğer uluslararası platformlarda ortak ve güçlü bir girişim yürütülmesi,
• Güvenli ve kontrollü deniz trafiğinin sağlanması için diplomatik çalışmaların artırılmasıdır.
Asıl ihtiyaç, kurumların ayrı ayrı hareket etmesi değil; sektörün tüm paydaşları ile ilgili kamu kurumlarının aynı çerçevede, aynı hedef doğrultusunda ve ortak bir stratejiyle hareket etmesidir.
4. NAVLUNLAR, KOSTER FİLOSU VE EKONOMİK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Güvenlik riskleri nedeniyle gemilerin bölgeye gönderilmesinden kaçınılması; diğer taraftan tahılın yanı sıra enerji ürünleri, hammaddeler, gübre, yem ve diğer temel ticari yüklerin taşınmaya devam etmesi gerekliliği, navlun piyasasında istikrarı zorlaştıran ciddi bir çelişkiyi ortaya çıkarmaktadır.
Toplantıda navlunların gemilerin işletme maliyetlerini, yani running cost'u dahi karşılayamayacak seviyelere düşmesinin sektör açısından sürdürülemez olduğu vurgulandı. Armatör açısından güvenlik riski ile ekonomik zarar aynı anda büyürken, bu gelişmeler; zorlu mücadeleler ve fedakarlıklar sonucunda oluşturulan Türk koster filosunun uzun vadeli olarak ayakta kalmasını da güçleştirmektedir.
Buradaki risk sadece denizcilik şirketlerinin zarar etmesiyle sınırlı değildir. Türk koster filosunun uzun süre devre dışı kalması; Türkiye'nin ithalat ve ihracatını, tarım ve hayvancılık sektörlerini, yem ve gübre tedarikini ve genel olarak lojistik zincirini doğrudan etkileyecek bir risk oluşturmaktadır.
Bu nedenle sektörün ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlayacak mekanizmaların şimdiden düşünülmesi gerekiyor. Krizin uzaması halinde bazı gemilerin geçici olarak sefer dışı bırakılması gerekebileceğinden, güvenli laid-up alanlarının ve buna bağlı finansal destek modellerinin de önceden belirlenmesi önem taşıyor.
Bu kapsamda;
Türk koster filosunun korunmasına yönelik ekonomik tedbirlerin değerlendirilmesi,
Navlunların sürdürülebilir seviyede kalmasını sağlayacak mekanizmaların oluşturulması,
Krizin uzaması halinde uygulanabilecek laid-up ve finansal destek modellerinin hazırlanması gerektiği değerlendirildi.
Temel mesele, bugünkü gemi operasyonlarını sürdürmekten öte, Türk denizcilik filosunun kriz sonrasında da ayakta kalmasını sağlamak olmalıdır.
5. GENEL DEĞERLENDİRME
Toplantıda ortaya çıkan görüşler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Karadeniz'deki savaş riskinin artık yalnızca “armatörlerin karşı karşıya olduğu bir sorun” olarak görülmemesi gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.
Burada aynı anda insan hayatı, deniz güvenliği, hukuk, sigorta, ticaret, navlun, lojistik, çevre ve Türkiye'nin ekonomik güvenliği söz konusu.
Bu nedenle çözümün tek bir kurumdan beklenmesi yeterli olmayacaktır. Sektörün tüm paydaşları sürece dahil edilmeli; ilgili devlet kurumları, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle birlikte en uygun çözümün oluşturulması için ortak bir strateji ve hareket planı belirlenmelidir. Türkiye de uluslararası platformlarda daha güçlü ve etkili bir rol üstlenmelidir.
Öncelikli olarak;
Can güvenliği korunmalı ve güvenli deniz trafiği için uluslararası girişimler artırılmalı.
Küresel ticaretin ve lojistik zincirlerinin sürdürülebilirliği; gıda güvenliğinin yanı sıra enerji, hammadde, tarım girdileri ve diğer stratejik yüklerin kesintisiz taşınması açısından küresel bir ihtiyaç ve zorunluluktur.
Başta ihtiyaç sahibi ülkeler olmak üzere tüm pazarlara gerekli yüklerin güvenli biçimde ulaştırılması insani, ekonomik ve stratejik bir sorumluluktur.
Bu nedenle başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası kuruluşlar nezdinde gerekli girişimler devlet düzeyinde yapılmalı; farklı yük gruplarını kapsayan güvenli ve kontrollü deniz koridorlarının oluşturulması için inisiyatif alınmalıdır.
Türk bayraklı veya Türk işletmesindeki ticari gemilere yönelik, can ve mal kaybına yol açan saldırılar karşısında daha görünür ve etkili tepkiler ortaya konulmalı; sektörün ve Türk armatörlerinin devletimizin desteğine sahip olduğu uluslararası zeminde açıkça gösterilmelidir.
Yaşanan tüm olaylar, zararlar ve ekonomik kayıplar ortak bir sistemle kayıt altına alınmalı,
Sektör ve kamu kurumları arasında sürekli çalışan bir koordinasyon yapısı kurulmalı.
Türk koster filosunun ekonomik olarak korunması ve krizin uzaması halinde uygulanacak destek mekanizmaları için de şimdiden hazırlık yapılmalıdır.
Sonuç
Bu süreçte sektörün önündeki asıl mesele, ticareti ne pahasına olursa olsun sürdürmek ya da tamamen durdurmak arasında seçim yapmak değildir.
Asıl hedef; insan hayatını koruyan, gıda başta olmak üzere enerji, hammadde, tarım girdileri ve diğer stratejik yüklerin güvenli biçimde taşınmasını sağlayan; Türk denizcilik sektörünü ayakta tutarken Türkiye’nin lojistik gücünü de koruyan sürdürülebilir bir ticaret ortamı oluşturmaktır.
Küresel ticaretin %90’dan fazlası deniz yoluyla gerçekleştiği için deniz ticaret yolları baskı altına girdiğinde bunun etkileri çok geniş bir yelpazede hissedilmekte, konu genel ekonomik konuların ötesine geçmektedir. Daha da önemlisi ise denizde görev yapan kadın ve erkek emekçilerin can güvenliğinin tehdit altında olmasıdır. Onların varlığı olmaksızın deniz ticaretinden bahsedilemeyeceği gibi, hiçbir ekonomik kazanımın da insan canı kadar değerli olmadığı gayet açıktır.
Bunun yolu tek tek mücadele etmekten değil; sektörün tüm paydaşlarını sürece dahil ederek ortak hareket etmekten, yaşananları doğru ve sistematik biçimde belgelemekten ve sektör ile devletin aynı masada ortak bir acil eylem planı geliştirmesinden geçmektedir. KOSDER, Karadeniz’deki son gelişmeler nedeniyle yaşanan sorunlara karşı bu ortak stratejinin gecikmeksizin oluşturulması çağrısında bulunmaktadır.
TÜRK DENİZ MEDYA


0 Yorum