"2050’DE SIFIR KARBON İÇİN GERÇEKÇİ YOL HARİTASI GEREK"

"2050’DE SIFIR KARBON İÇİN GERÇEKÇİ YOL HARİTASI GEREK"

Enerji ve doğal kaynaklar sektöründe faaliyet gösteren şirketlerinin yarısı enerji dönüşümünü stratejilerinin merkezine yerleştirmiş durumdalar.

İklim krizi ile mücadele için gerekli olan enerji ve kaynak dönüşümü, petrol ve gaz, altyapı hizmetleri, kimya, madencilik ve tarım gibi enerji ve doğal kaynaklara dayalı endüstriler için önemli bir değişim dönemini zorunlu kılıyor.

Enerji ve doğal kaynaklar sektöründe faaliyet gösteren şirketlerinin yarısı enerji dönüşümünü stratejilerinin merkezine yerleştirmiş durumdalar. Bu şirketlerden birçoğu, 25-30 yıl içerisinde sıfır karbon salımı hedefleri belirlemelerine rağmen, özellikle petrol, doğalgaz, madencilik ve enerji altyapı şirketleri iklime yönelik taahhütleri konusunda diğer sektörlerin gerisindeler.

Bu nedenle, sektördeki öncü şirketlerin ilerleme konusunda doğrulanabilir göstergelere dayalı gerçekçi bir yol haritası çıkartmaları gerekiyor.

Bain & Company tarafından yayımlanan “Global Enerji ve Doğal Kaynaklar Raporu”nda enerji sektörü ve ESG (Çevre Toplum Yönetişim) yatırımcılarının enerji dönüşümünü gerçekleştirmek için nasıl birlikte çalışabileceklerini masaya yatırıyor.

Rapor, büyük şirketlerin bu dönüşüm sürecinin dışında kalmasının hata olacağına dikkat çekiyor.

Bain & Company İtalya ve Türkiye Direktörü ve EMEA Bölgesi Enerji ve Doğal Kaynaklar Hizmetleri Lideri Roberto Prioreschi, ESG yatırımcılarının enerji şirketlerine karşı bir tutumdan vazgeçip, değişim için iyi bir yol haritası ortaya koyan büyük oyuncuların arkasında durması ve bu sayede sürdürülebilirlikteki ivmeyi desteklemesi gerektiğini ifade ediyor.

Sosyal ve çevresel etkileri yeniden tanımlanmalı

Rapor, enerji ve doğal kaynaklar sektörlerinde faaliyet gösteren büyük şirketlerin deneyimleri, yetkinlikleri ve ölçekleriyle, enerji geçişi süreci için gerekli kaldıraç rolünü üstleneceğini gösteriyor. Ancak dönüşüme öncülük edebilmek için, bu şirketlerin inovasyona yatırım yapmaları, dünyanın en zor bölgelerinde faaliyet göstermelerini sağlayan sosyal lisanslarını korumak üzere toplum ve çevre üzerindeki etkilerini yeniden tanımlamaları ve yeni yatırımlara sermaye bulabilmek adına yatırımcılara inandırıcı ve gerçekçi bir öykü sunmaları gerekiyor.

Bain & Company Türkiye Yönetici Ortaklarından ve Enerji ve Doğal Kaynaklar Hizmetleri Lideri Volkan Kara’nın yorumları şöyle: “Son yıllarda sermayenin enerji ve doğal kaynaklar sektörlerine ilgisinin azaldığı, teknoloji, finans ve tüketici ürünleri gibi sektörlere yöneldiğini görüyoruz. Oysa enerji alanında sürdürülebilirlik transformasyonu gösteren büyük oyunculara yönelen yatırımcılar çok daha büyük bir etki yaratma potansiyeline sahip olacaklar.”

Türkiye’yi zor bir denklem bekliyor

Avrupa Yeşil Mutabakatı enerji dönüşümünü belirleyecek önemli bir unsur olarak ön plana çıkıyor. Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında hayata geçirilmesi planlanan “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM)”, AB’nin ana ihracat ortaklarından biri olan ve otomotiv, makine, tekstil, çimento, çelik, tarım gibi mevcut karbon emisyonu yüksek sektörlerin ön planda olduğu Türkiye açısından önem taşıyor.

Bain & Company Türkiye Yönetici Ortaklarından Volkan Kara, “2019 senesi itibariyle elde edilen verilere bakıldığında Türkiye’nin GSYİH başına düşen emisyon açısından AB ortalamasının biraz üzerinde olduğu görülmektedir. Bu durum, CBAM mekanizması hayata geçtiğinde, Türkiye önümüzdeki dönemde daha yeşil bir ekonomiye dönüşümü gerçekleştirirken hızlı büyümeyi sürdürmek gibi zor bir denklemi yönetmek zorunda kalacak.

Maliyet odaklı rekabet, önümüzdeki dönemde firmaların sadece geçmişten günümüze sahip oldukları yetkinliklerin ötesinde operasyonlarındaki karbon ayak izini de ne ölçüde azaltabildikleriyle paralel olarak şekillenecek. Günümüzde, EPDK’nın yenilenebilir enerji tüketimine yönelimi artırmak adına yürürlüğe koyduğu YEK-G (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Garanti Belgesi) Sistemi gibi uygulamalar ile ülke olarak dönüşüm yolculuğunda ilerlemekteyiz. Mevcut durumda 2030 ve sonrası için sera gazı emisyonlarını azaltma hedeflerimiz çok net olmasa da, yaptığımız çalışma sonucunda 2050’de net sıfır karbon salımı hedefine ulaşmanın Türkiye için 7 trilyon Euro üzerinde bir yatırım gereksinimi oluşturacağını görmekteyiz” diyor

Kaynak: Dünya Gazetesi