ORMAN YANGINLARI, SU KAYNAKLARINI DA ETKİLİYOR...

ORMAN YANGINLARI, SU KAYNAKLARINI DA ETKİLİYOR...

Baraj, gölet ve su depolama alanları; nüfus artışı, iklim değişikliği, insan aktiviteleri ve orman yangınları gibi nedenlerle zarar görüyor.

Yeryüzü bir taraftan "yaşamın kaynakları" arasında görülen su rezervlerinin azalması, diğer taraftan ise su kirliliği tehlikesiyle karşı karşıya.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre dünya genelinde her 3 kişiden birinin güvenli içme suyuna erişimi yok.

2040 yılına gelindiğinde su talebinin yüzde 50 artması ihtimali söz konusu.

2050 yılına gelindiğinde ise 5,7 milyar insanın yılda en az bir ay suyun kısıtlı olduğu yerlerde yaşama tehlikesi bulunuyor.

"Yaşamın vazgeçilmezi" suya değer vermek...

BM'ye göre atık su ve kötü kullanıma karşı harekete geçmede "suyun gerçek değerini kavrayabilmek" kritik önemde.

Bu amaçla hazırlanan "Suya Değer Vermek (Valuing Water)" başlıklı raporda, su kaynaklarının sürdürülebilir ve eşit yönetimi için suyun değerinin ölçülmesi, ifade edilmesi ve bu verilerin karar alma mekanizmalarına dahil edilmesi gerektiğine yer veriliyor.

Su kaynakları azalıyor ve kirleniyor

Zira nüfus artışı, iklim değişikliğinin etkilerinin şiddetlenmesi, insan aktiviteleri ve orman yangınları gibi sebepler, suya talebi artırıyor, kaynaklar kirlenip azalıyor.

"Dünyadaki su döngüsü bozulur, su-gıda-çevre güvenliği tehdit altına girer"

Su Politikaları Derneği Başkanı ve Eski DSİ Genel Müdür Yardımcısı Dursun Yıldız, dünyadaki su, gıda ve çevre güvenliğinin tehdit altına girdiği görüşünde.

"Orman yangınlarının su kaynaklarına etkisi ne olur?" sorusuna Yıldız, "Olayın hemen sonrasında kirlilik, daha uzun dönemde ise hidrolojik çevrimin (dünyadaki su döngüsü) bozulmasıyla su kaynakları olumsuz etkilenir" yanıtını verdi.

"Müsilaj tehdidinden orman yangınına oluşan tüm sorunlar, ekosistem dengesindeki bozulmayla bağlantılı"

Sadece ağaçların değil, bitki örtüsü ve canlıların da yer aldığı bir ekosistemin zarar gördüğünü belirten Yıldız, hem ekolojik hem de ekonomik açıdan dengelerin bozulmasının neden olabileceği tehlikelere dikkati çekti.

Yıldız, şunları kaydetti:

"Orman yangınlarındaki artışın sürmesi, su kaynakları dahil toprak- su-bitki dengesini olumsuz etkiler. Bu da su-gıda-çevre güvenliğinin tehdit altına girmesi demektir. Hepsi bir zincir gibi birbirine bağlı. Son aylarda yaşanan müsilaj tehdidinden orman yangınına oluşan tüm sorunlar, ekosistem dengesindeki bozulmayla bağlantılıdır. Onun için öncelikle ekosistemin dengesini bozmamalıyız. Bunu bozmanın faturası giderek ağırlaşıyor. Ekosistem dengesizliği su politikalarını ve dolayısıyla gıda, enerji konularını da doğrudan ilgilendiriyor." 

"Yanan orman bölgelerinde sel riski artıyor, su kaynaklarının beslenme zinciri kopuyor"

Orman yangınlarından sonra yağmur damlalarının toprağa daha büyük bir enerjiyle düştüğünü ve bu alandaki terleme ve buharlaşmanın azaldığını aktaran Dursun Yıldız, "Bu da doğrudan su döngüsünü etkiler. Toprağın geçirgenliği azalır. Böylece yüzeysel akış ve yanan orman bölgelerinde sel riski artar çünkü buradaki yağmur, alana düştükten sonra aniden akışa geçer ve toprağı da sürükler. Bu nedenle hem çamur selleri hem de taşkınların oluşması kolaylaşır" ifadelerini kullandı.

Yıldız, birçok uzmanın, "Yanmış ormandaki toprakların su tutma kapasitesi yüzde 10-15 civarında azalıyor. Orman arazisinin yüzey karakteristiğindeki değişim o bölgede mikro klimayı (yerel iklim koşulları) da olumsuz etkiliyor" tespitinde bulunduğunu dile getirerek, "Özetle, orman yangınları çevresel değişimi beraberinde getiriyor. Bu değişim, yangının şiddetine, süresine, sıklığına ve büyüklüğüne bağlı olarak farklılık gösteriyor. Doğanın kendini yenileme özelliği var. Yangından 3-5 ay sonra doğa buna başlıyor ancak bunun bozulan tüm ekosistem dengelerini yeniden yerine getirmesi 20-30 yıllık süreyi bulabiliyor. İklim değişikliği ile birlikte ele alındığında yağışların miktar ve şiddet olarak değişmekte olduğu bu dönemde yanan orman bölgelerinin daha fazla sel riski taşıdığı ortaya çıkıyor" değerlendirmesinde bulundu. 

"Sel ve su kaynağı kıtlığı gibi birbirini tetikleyen felaketler zinciri oluşabilir"

Dursun Yıldız'a göre insanoğlu ile yeryüzü arasındaki ilişkinin gözden geçirilmesi şart.

Orman yangınlarının doğal çevrim zinciri içinde en önemli halkanın kopması anlamına geldiğine işaret eden, doğal çevrimlerin bozulmasına neden olan her şeyi "stratejik tehdit unsuru" olarak niteleyen Yıldız, oluşacak dengesizliğin doğadaki sürdürülebilir yaşamı tehdit ettiğini dile getirdi ve "Öncelikle bu çevrimin öneminin bilincine varmalıyız" dedi.

"Enerji, sanayi, madencilik, turizm gibi faaliyetleri daha dikkatli planlamalı, insan aktiviteleri ormanlık alanlara yığılmamalı"

Doğal sınırları zorlayan enerji, sanayi, madencilik, turizm gibi faaliyetleri daha dikkatli planlamak gerektiğini ve orman alanlarının parçalanıp, insan aktivitelerinin bu alanlarda yığılmasının önüne geçmenin de şart olduğunun altını çizen Yıldız, aksi takdirde sel ve su kaynağı kıtlığı gibi birbirini tetikleyen felaketler zincirinin oluşabileceği uyarısı yaptı.

"TBMM'deki su yasası ve biyoçeşitlilik yasası uygulanabilir şekilde bir an önce çıkarılmalıdır"

Yapılması gereken her şeyin hazırlanan havza yönetim, ulusal su, havza stratejik ve kuraklık eylem planlarında yer aldığını ancak uygulamaya geçmede eksik kalındığını savunan Dursun Yıldız, TBMM'deki su yasası ve biyoçeşitlilik yasasının, uygulanabilir şekilde ivedilikle çıkarılması gerektiğini belirtti.

"Türkiye'de planlama, nasıl uygulanacağı düşünülerek yapılmıyor"

“Yapılması gerekenler biliniyorsa neden harekete geçilmiyor” sorusuna Yıldız, "Çünkü Türkiye'de planlama, nasıl uygulanacağı düşünülerek yapılmıyor! Uygulama alanları eksik. Katılımcılık, şeffaflık ve vizyoner bir bakış eksik" yorumunu yaparak cevap verdi. 

"Okyanus akıntıları değişirse, ekosistem dengesizliği felakete dönüşür"

Dünyadaki güçlü okyanus akıntılarına da değinen Dursun Yıldız, bunların yön ve karakter değiştirmesinin uzmanlar tarafından 'felaketin başlangıcı' olarak nitelendirildiğini aktardı.

Yıldız, "Geri besleme mekanizmaları içinde en hızlısı okyanus akıntılarında gerçekleşiyor. Sıcaklığı dünyanın dört bir yanına taşıyorlar, bu akıntılar yavaşlar ya da durursa olumsuz döngü güçlenir, birbirini besler, ekosistem dengesizliği felakete dönüşür" dedi. 

“Orman yangınlarının su kaynakları üzerinde de olumsuz etkileri görülecek”

Kastamonu Üniversitesi Dekan Yardımcısı ve Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Miraç Aydın da aralarında barajlar, göletler ve su rezervuarlarının (depolama alanları) bulunduğu yerlerin öneminin günümüzde daha net anlaşıldığını ifade ederek, halihazırda azalan su kaynaklarına bir darbeyi de orman yangınlarının vurduğunu söyledi.

Bu yangınların, suda yaşayan canlılar dahil tüm habitatı etkileyerek bir 'ekolojik yok oluşa' sürüklediğini ve su kaynaklarının hem fiziksel hem de kimyasal açıdan olumsuz etkileneceğini belirten Aydın, harekete geçilmesinin şart olduğunu kaydetti. 

"Erozyon ve toprak kaybı riski büyüyor"

Türkiye'deki ormanların yüksek, engebeli ve eğimli alanlarda bulunması nedeniyle yangın sonrasında oluşabilecek erozyon ve toprak kaybı riskine dikkati çeken Aydın, şunları söyledi: 

Orman yangınları sonrasında yüzeysel akış artıyor ve bu durum, toprak kaybına sebebiyet veriyor. Ormanlar eğimli, engebeli yerlerde olduğundan yangın sonrasında daha fazla toprak taşınması oluyor. Normalde yüzeyde meydana gelen akışı bitki örtüsü ve ormanlık alan tutar ama buralar yanınca, yağışın büyük çoğunluğu eğim yönünde harekete geçer ve toprakların taşınması kolaylaşır. Bazı yangınlarda bitkiler yanar ama ağaçlar çok zarar görmez, ancak son orman yangınları, tepe yangını dediğimiz, büyük ormanların ve bitki örtüsünün yandığı bir durum. Bu nedenle de alan şunda çıplak. Yağış yüzeysel akışla, erozyona neden olur. Baraj ve göletlerimiz de sedimentle dolar. Tüm bunlar maliyeti de artırır.

Yangınların sonucunda ortaya çıkan külün, toprağın yüzeyinde kaygan bir tabaka oluşturup, yüzeysel akışa geçen su miktarını artırdığını vurgulayan Aydın, bu durumun sellerin oluşmasına ve barajların istenmeyen materyallerle dolmasına neden olduğunu da kaydetti.

"Orman yangınları, su kaynaklarının kirlenip kalitesinin bozulmasına sebep olur"

Su kaynaklarının bulunduğu yerlerde meydana gelen yangınların, ormanları tahrip ederek onların hidrolojik fonksiyonlarını ortadan kaldırdığına dikkati çeken Aydın, "Bu da insanlığın yaşam kaynağı olan su kaynaklarının kirlenip kalitesinin bozulmasına sebep olur. Su kalitesi; suyun dengesinin bozulması, orman humus tabakasının kül ve kömür tabakasıyla yer değiştirmesi ve materyallerin aşınarak dere yataklarına dolması sonucu direkt şekilde etkilenebilir" diye konuştu. 

Yangının su kalitesine fiziksel ve kimyasal etkileri nelerdir?

Miraç Aydın, "Rezervuarlar, infiltrasyon havzaları ve bakım çalışmalarının dolması, zarar görmesi ya da sediment tarafından bozulması ilk etkidir. İkinci etki ise yangın sonrasında artan sediment birikimi sonucunda mevcut sedimentin ortamdan kaldırılması için gereken uygulamalar ve maliyetlerin artmasıdır" sözleriyle, büyük yangın sonrası sedimentlerin içme suyu sistemlerindeki etkiyi iki şekilde arttırdığını dile getirdi.

Aydın, ayrıca orman yangınları sonrası toprak yüzeyindeki kimyasal element miktarında artış olabileceğini ve fosfor ile nitrojen gibi maddelerin yangın sonrası artabileceğini de vurgu yaptı.

"Su havzalarında yangın risk haritaları oluşturulmalı"

Orman yangınlarının su kaynakları üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilmek adına neler yapılabileceğini sorduğumuz Doç. Dr. Miraç Aydın'a göre öncelikle su kaynaklarının bulunduğu baraj, gölet gibi alanlarda yangın risk haritası oluşturulmalı.

"Su kaynaklarına yönelik risklere karşı planlama ve tedbir şart"

Aydın, "hayati önem taşıyan yerler" olarak nitelediği su havzalarında iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışı ya da yağış azlığı gibi risklere yönelik planlama ve tedbirin de şart olduğunu savundu.

Doç. Dr. Aydın, "Yangın, bir termik santrale yaklaşırken, nasıl santrali koruyacağımızı düşünüyorsak, su kaynaklarının korunmasına da aynı önemi vermeliyiz. Su rezervlerinin bulunduğu alanlarda orman yangınlarına karşı tedbir almalıyız" şeklinde konuştu.

Yangın geçiren alanın yeniden canlandırılması çalışmalarına başlanması gerektiğini de belirten Miraç Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

"Yangının su kaynakları üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilmek amacıyla toprak yüzeyindeki erozyon riskine karşı alana Polivinilalkol (PVA), Hümik asit (HA) ve Poliakrilamid (PAM) gibi toprağın agregatlaşmasını artırıcı ve dispersleşmeyi azaltıcı bazı kimyasal maddelerin serpilmesi de düşünülmelidir."

Kaynak: Independent Türkçe