Kapı Savaşları...

Kapı Savaşları...

Dünya denizleri, coğrafi olarak belirli geçitler ve boğazlarla birbirinden ayrılmaktadır.

Dünya denizleri, coğrafi olarak belirli geçitler ve boğazlarla birbirinden ayrılmaktadır. Cebelitarık, Panama, Süveyş, Güneydoğu Asya'daki Malakka, Kızıldeniz'deki Babü'l-Mendeb ve Basra Körfezi'ndeki Hürmüz gibi geçitler, sıcak denizlerin stratejik kapılarını oluşturur. Bunun yanı sıra, adeta rafta bekletilen soğuk geçitler de mevcuttur: Kuzey Avrupa ve Baltık'ta bulunan stratejik boğazlar ve kanallar, Güney Adriyatik, Güney Amerika'daki Cape Horn ile Falkland Adaları ve Güney Çin Denizi'ndeki Tayvan Boğazı bu kategoridedir.

Tarihimizde önemli bir yer tutan Türk Boğazları da zamanı geldiğinde en acımasız şekilde saldırıya uğrayan hayati geçitlerdendir.

Dünyada askerî ve ekonomik gücü elinde bulunduran, siyasi kimliksiz küresel odaklar için bu hamleler, gerektiği zaman bir tavla oyununda kapı almak kadar basit gerekçelere dayanır.

Bölgesel ve küresel dinamiklerin insani etkilerine bakılmaksızın, tamamen bir "kapı alma" mantığıyla operasyonlara başlanmaktadır. Dikkat edilirse, her bir stratejik kapıda o bölgeye ait olmayan dış bir güç bulunmakta ve adeta kapıcılık yapmaktadır:

Süveyş ve Cebelitarık'ta İngilizler; Panama'da Amerika; Basra Körfezi'nde Amerika ve İngiltere; Malakka'da yine İngiliz ve Amerikan hegemonyası mevcuttur. Tayvan'da Çin baskısına karşı Amerikan koruması, Güney Amerika'daki Falkland Adaları'nda ise yine İngiltere'nin varlığı görülmektedir.

Kızıldeniz ve Babü'l-Mendeb'de ise sözde Somalili korsanların faaliyetleri bahane edilerek kıyıdaş ülkelerde etkin olma çabaları yürütülmektedir. Bu bölgeler, İngiltere ve Amerika tarafından asla yerel ve Afrikalı ülkelere bırakılmayacak kadar değerli kabul edilmektedir.

Uygulanan strateji sabittir: Bu kapılar ve su yolları önce planlı bir şekilde güvensiz bölgeler hâline getirilir, sonrasında ise malum güvenlik tedbirleri alınır. Tabii ki bu güvenlik operasyonlarının tüm masrafları insanlığın ortak hesabından karşılanır.

Son dönem örneklerinden hatırlayacağımız üzere, sadece sözde Somalili korsan faaliyetlerinden korunmak adına o bölgeden geçmek zorunda kalan ticari gemilerin üstlendiği askerî koruma ve ilave sigorta giderleri hepimizin malumudur.

Hürmüz Boğazı, dünya petrol geçişinin en önemli kapılarından biridir. Son aylarda çeşitli anlaşmalar sağlanıp bölgede bir rahatlama dalgası esmişken, Hürmüz kapısının anahtarını elinde tutmak isteyen Amerika, olanca gücüyle bu anahtarın peşinde yıkıp yakmaya devam etmektedir. Artık meşru bir bahane üretme ihtiyacı bile duymamakta, en basit dizi senaristlerine taş çıkartacak yapay krizlerle yıkımı sürdürmektedir.

Ukrayna-Rusya Savaşı üzerinden yürütülen stratejilerle Rusya'ya gövde gösterisi yapılmakta; her iki ülkede de masum insanların evlerinde, savunmasız hâlde katledilmesine yol açan bu süreç, sözde ekonomik yardımlarla körüklenmektedir.

Depolarındaki İkinci Dünya Savaşı'ndan kalan son mermileri bile satarak yeni üretime fon sağlayan savaş tacirleri, yangına su yerine benzin dökmeye devam etmektedir.

Rusya'yı tüm dünya denizlerinde, ticaret sahalarında, hatta spor ve sanat dallarında dahi yok etme pahasına çalışan bu "dost güçler", nihayetinde Karadeniz'i ve tabii ki İstanbul ile Çanakkale Boğazlarımızı da unutacak değillerdir. Maalesef ve acıdır ki bu amaca giden yolda oldukça hızlı ve zalimce adımlar atılmaktadır. Bölgedeki barışın korunması ve bu tehlikeli ateşin söndürülmesi için büyük çaba gösteren devletimiz, yaşanan sıkıntılara çare olabilmek adına kararlılıkla ve olabildiğince şeffaf bir diplomatik mücadele yürütmektedir.

Buna karşın, küresel güç mücadelesinin yarattığı büyük yıkım; masum sivillerin, savunmasız gemi insanlarının ve armatörlerin üzerine olanca gücüyle gelmektedir.

Maalesef dünya şu anda, dağdan kopup gelen bir heyelanı ve onun önüne kattığı değerleri çaresizce izleyen bir seyirci görüntüsü içindedir.

Bahamalar'da yer aldığına inanılan Bermuda Şeytan Üçgeni, şimdi bu küresel "kapıcıların" eliyle yer değiştirmiş ve haritada yeniden konumlandırılmıştır.

Bu yeni üçgenin güneydeki iki ucu Hürmüz Boğazı ile Babü'l-Mendeb/Kızıldeniz ekseniyken, kuzeydeki son köşesi ise Karadeniz ve Türk Boğazlarıdır.

Küresel aktörler bu stratejik risk üçgenini haritaya yerleştirmiş, cıvatalarını çakmışlardı; şimdi ise somunlarını sıkmaya başladılar.

En ürkütücü olan ise, bu odakların ellerindeki sıkma gücünü dengeleyecek bir "tork anahtarının" bulunmamasıdır.

Eğer engellenmezlerse sistem tamamen kırılana kadar sıkmaya devam edeceklerdir.

Mahmut TURAN